« Blog

Köylünün Emeği, Soframızın Bereketi, Gezegenin Umudu: Karbon Yutak Alanları Olarak Zeytinlikler

Anadolu Yarımadası’nın kök salan zeytin ağaçları, yalnızca soframıza yağ değil, aynı zamanda geleceğimize nefes sunuyor. Bu ağaçlar, binlerce yıllık kültürün ve yerel yaşamın sembolü olmanın ötesinde iklim krizine karşı en güçlü doğal savunmalarımızdan biri.

Bir üretim alanı olmanın yanı sıra, zeytinlikler aslında birer karbon yutağı. Bilimsel araştırmalar zeytinliklerin her yıl hektar başına 2 ila 4 ton karbondioksiti atmosferden çekip toprağa ve biyokütleye hapsettiğini ortaya koyuyor. Örneğin, yalnızca Girit Adası’ndaki zeytinlikler yılda 1,3 milyon ton CO₂ tutuyor; bu da adanın toplam emisyonlarının yaklaşık üçte birine denk geliyor.

Karbonun dallarda, yapraklarda ve budama atıklarında birikmesi toprak organik maddesini zenginleştirirken uzun vadeli karbon depolamasını sağlıyor. Ancak, toprağın çıplak bırakıldığı yoğun işlenen yöntemler karbonun yeniden atmosfere salınmasına neden oluyor. Buna karşılık, örtü bitkileriyle zenginleştirilmiş ve budama artıklarının toprağa geri kazandırıldığı bahçeler, karbon stoklarını adeta orman topraklarına yaklaşacak kadar artırabiliyor.

Yunanistan’ın Messinia bölgesinde yapılan deneylerde, zeytinliklerde örtü bitkisi kullanımı yalnızca karbonu artırmakla kalmadı, aynı zamanda ekosistemi canlandırdı. Ölçümlere göre, örtü bitkili zeytinliklerde toprakta korunan karbon stoğu hektar başına 42,6 ton iken, çıplak bırakılan topraklarda bu değer 29,7 tonda kaldı. Yani basit bir uygulama zeytinliklerde yaklaşık %40 daha fazla karbon depolama kapasitesi sağladı.

Bu uygulamalar biyolojik çeşitlilik açısından da kritik sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmacılar, örtü bitkili alanlarda özellikle tozlayıcı arı türlerinin geri döndüğünü, ayrıca ekosistemde kilit rol oynayan örümcekler, uğur böcekleri ve çeşitli predatör böceklerin popülasyonlarının arttığını kaydetti. Bu canlılar yalnızca biyolojik çeşitliliği güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda zeytin üretiminde zehir kullanımının azaltılmasını da sağlıyor.

Avrupa Birliği’nde zeytinlikler, karbon bağlama ve agroekolojik dönüşüm programlarıyla destekleniyor. Ancak, Türkiye’de durum bundan çok uzak. Geçtiğimiz aylarda kabul edilen Torba Yasa ve destekleyici mevzuat ile 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu’nun koruyucu hükümleri zayıflatıldı. Bu düzenleme, koordinatları belirlenmiş alanlarda zeytin ağaçlarının sökülmesine, taşınmasına ve hatta kesilmesine imkân tanıyor. Bu durum yalnızca üreticinin alın terini ve ülkenin kültürel mirasını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki karbon yutaklarını koruma yükümlülüğü ile de çelişiyor. Zeytinliklerin madenciliğe ve ağır sanayiye kurban edilmesi, iklim krizine karşı elimizdeki en güçlü doğal aracı kaybetmemiz anlamına geliyor.

Bu durumda çözüm basit ve güçlü: Zeytinliklerin karbon yutağı olarak resmen tanınması. Böyle bir yasal düzenleme, bir yandan Türkiye’nin Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki iklim taahhütlerini yerine getirmesini sağlarken diğer yandan da her geçen gün daha kırılgan hale gelen agroekolojik zeytin üreticilerine yeni bir nefes alanı açacaktır.

Böyle bir resmi tanıma ile zeytinlikler yalnızca tarımsal alan değil, aynı zamanda ekosistem hizmeti üreten karbon yutakları olarak değerlendirilecektir. Bu durum, çiftçilere karbon kredileri, yeşil finansman ve iklim dostu sertifikasyon gibi yeni gelir kanallarının da kapısını aralayacaktır.

Örneğin, İtalya’nın Puglia bölgesindeki üreticileri kapsayan Alberami Projesi ile karbon kredisi sisteminin uygulamaya geçmesi sonucunda, bugün zeytin üreticilerin gelirlerinin yaklaşık %75’i karbon kredilerinden geliyor. Benzer şekilde İspanya’da C-Olivar girişimi ile Estepa bölgesindeki 440 hektarlık 15 zeytinlik sahasında yılda toplam 412 ton CO₂ eşdeğeri kadar karbon tutulumu sağlandı. Bir hektarda ağaç gövdeleri kaynaklı 0.6–2.6 ton, toprakta ise ek 0.36-2.1 ton seviyelerinde karbon bağlama gerçekleşti.

Uluslararası boyutta Uluslararası Zeytin Konseyi (International Olive Council – IOC) AENOR ile iş birliği içinde bir Karbon Dengesi (Carbon Balance) aracı geliştirmeye başladı. Bu pilot program aracılığıyla üreticiler zeytinliklerinin karbon dengesi hesaplayabilecek, ücretsiz teknik destek alabilecek ve karbon piyasalarına gönüllü veriyle entegre olabileceklerdir.

Türkiye’de de benzer bir adım atılması, zeytin üreticilerinin yalnızca yağ ve sofralık zeytin satışıyla sınırlı kalmasını önleyerek, onlara karbon depolama hizmeti, karbon kredileri, agroekoturizm, biyolojik çeşitlilik dostu üretim sertifikaları ve coğrafi işaretli ürünler üzerinden yeni ve güçlü bir ekonomik zemin sunacaktır. Böylelikle üreticiler, hem piyasa dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hale gelecek, hem de doğa ve iklim dostu yöntemlerini ekonomik değere dönüştürme imkânı bulacaklardır.

Bu yaklaşım aynı zamanda kırsal kalkınmayı destekleyen bir strateji olarak da öne çıkıyor. Küçük aile işletmeleri karbon tutma, biyolojik çeşitliliği koruma ve suyu verimli kullanma gibi hizmetlerini gelir kaynağına dönüştürürken, kırsalda göç yavaşlayacak ve genç nüfus için cazip istihdam modelleri yaratılabilecektir. Agroekoturizm gibi faaliyetler, köylünün emeğini sadece tarımsal üretimle değil, aynı zamanda kültürel mirasın ve doğa dostu uygulamaların görünürlüğüyle de ödüllendirecektir.

Kamu otoriteleri açısından ise zeytinliklerin karbon stoklarının Ulusal Katkı Beyanı’na dahil edilmesi, yalnızca teknik bir iyileştirme değil, aynı zamanda Türkiye’nin iklim politikalarının güvenilirliğini ve uluslararası pazarlık gücünü artıracak stratejik bir kart olacaktır. Zeytinlikler, resmi olarak karbon yutağı kabul edildiğinde, Türkiye’nin uluslararası platformlarda “iklim dostu üretim, karbon bağlama ve depolama” konularında somut verilerle desteklenen güçlü bir pozisyona sahip olması sağlanacaktır. Kısacası, bu tür bir yasal düzenleme, yalnızca çevresel bir koruma aracı değil, aynı zamanda ekonomik çeşitlenme, kırsal refah ve iklim diplomasisinde prestij sağlayacak bir kalkınma modeli oluşturacaktır.

Bugün önümüzde duran seçenek oldukça açık: Zeytinlikleri ya kısa vadeli çıkarların gölgesinde kaybedeceğiz ya da karbonu tutan, kültürü yaşatan ve üreticiyi güçlendiren yaşayan miras alanları olarak geleceğe taşıyacağız.