Nadir Zeytin Çeşitleri

Nadir zeytin çeşidi nedir?

Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tescilli zeytin çeşitlerinin sayısı 100’ün üzerinde olsa da, piyasa koşulları veya bilgi eksikliği nedeniyle özellikle dar bir bölgeye özgü bazı zeytin çeşitlerinin yok olma tehlikesi altında olduğu görülmektedir.  

Bu bağlamda ‘Nadir zeytin çeşidi’, IUCN Kırmızı Listesi'nden uyarlanmış bilimsel ve objektif ölçütlere göre belirlenen, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan çeşitlerin tanımlanması için kullanılan bir ifadedir. Bu durum, kritik seviyede popülasyon azalmasına (ekim alanında veya olgun bireylerde %50 ila %90'dan fazla azalma) veya toplam Yaşam Alanı'nın (AOO) 500 km2'den az olduğu ve beş veya daha az lokasyonla sınırlı olduğu gibi ciddi coğrafi kısıtlamalara dair nicel kanıtlarla doğrulanmaktadır. Toplam popülasyon büyüklüğü son derece küçükse (örneğin, 2.500'den az olgun birey veya kritik olarak 250'den az birey), özellikle de olgun bireylerin %95'inden fazlasının tek bir alt popülasyonda yoğunlaştığı hızlı bir düşüş veya yapısal kırılganlık gibi bir durumla birleştiğinde, durum daha da kritik bir hal almaktadır.

Yöntem

Ekolojik niş modelleme süreci, zeytinliklere ait konumların toplanmasıyla başladı. Bu konumlar, coğrafi koordinat içeren görüntülerden elde edildi. Modelleme öncesinde veriler titizlikle temizlendi. Yinelenen noktalar ve şüpheli kayıtlar çıkarıldı; birbirine çok yakın konumlar seyreltilerek kümelenmenin modele gereksiz bir ağırlık vermesi önlendi.

Ardından çevresel bilgiler toplandı. Bu çalışma için sıcaklık, yağış ve mevsimsellik gibi iklim özelliklerini yüksek çözünürlükte sunan CHELSA-bioclim veri tabanı kullanıldı. Modelin, aynı bilgiyi tekrar eden değişkenlerle karışmaması için iklim değişkenleri ikili ilişkiler açısından kontrol edildi. İki değişken neredeyse aynı bilgiyi sağlıyorsa, bunlardan biri veri setinden çıkarıldı. Geriye, çevreyi birbirinden farklı yönleriyle temsil eden bir değişken grubu kaldı.

Çeşitlerin gerçekçi olarak bulunabileceği alanı tanımlamak için, mevcut gözlem noktaları etrafında bir bölge belirlendi. Bu noktalar çevresinde bir sınır çizildi ve çeşitlerin zaman içinde yayılma olasılıkları göz önünde bulundurularak bu sınır genişletildi. Böylece modelin karşılaştırma yapacağı “erişilebilir çevre alanı” ortaya çıkmış oldu.

Modelin kurulumu Maxent adlı yazılımla yapıldı. Bu program, türün bulunduğu yerlerin çevresel koşullarını temel alarak hangi bölgelerin uygun olabileceğini tahmin ediyor. Önce farklı matematiksel kurallar ve farklı model karmaşıklıkları içeren birçok deneme modeli oluşturuldu. Bu çeşitlilik, hangi ayarların en güvenilir ve en gerçekçi tahminleri verdiğini test etmeyi sağladı. Veriler mekânsal olarak farklı bölgelere ayrılarak modelin, eğitilmediği alanlarda nasıl performans gösterdiği kontrol edildi. Bu yöntem, modelin başka zaman ve mekân koşullarına aktarılabilirliğini sınamak açısından çok önemli.

En iyi model versiyonunu seçmek için AICc adı verilen bir istatistiksel ölçüt kullanıldı. AICc yalnızca veriye en iyi uyan modeli seçmez; aynı zamanda gereksiz derecede karmaşık modelleri eler. Böylece modelin “aşırı uyum” göstermesinin, yani veriye fazla özel hale gelip genellenebilirliğini kaybetmesinin önüne geçildi.

En uygun ayarlar belirlendikten sonra tüm veriler kullanılarak nihai model kuruldu. Performansı; uygun ve uygun olmayan ortamları ayırma gücü, türün bilinen konumlarını yanlış sınıflandırma sıklığı gibi ölçümlerle değerlendirildi. Ayrıca kısmi ROC testi yapılarak modelin istatistiksel olarak anlamlı bir başarı gösterip göstermediği doğrulandı.

Modelde hangi iklim koşullarının en belirleyici olduğunu anlamak için Jackknife testi uygulandı. Bu test, her bir değişkenin tek başına modele kaç puan kazandırdığını ve çıkarıldığında modelin ne kadar zayıfladığını gösterdi. Değişkenlere ait tepki eğrileri de çevresel koşullar değiştikçe uygunluğun nasıl arttığını veya azaldığını göstererek biyolojik açıdan mantıklı ilişkilerin kurulup kurulmadığını ortaya koydu.

Son aşamada model, çalışma alanında 0 ile 1 arasında değişen uygunluk değerleri üreten bir harita oluşturdu. Bu değerler daha sonra “uygun” ve “uygun olmayan” olarak sınıflandırılmak üzere belirli eşiklerle ikili haritalara dönüştürüldü. Güncel ve geleceğe dair iklim senaryoları karşılaştırılarak hangi alanların kaybolacağı, hangilerinin kazanılacağı ve hangilerinin sabit kalacağı hesaplandı. Hem bugün hem de gelecekte uygun kalacağı öngörülen bölgeler, olası iklim değişikliği sığınakları olarak tanımlandı.

Tüm süreç boyunca AICc kullanımı, yalnızca bugünü değil geleceği de öngörebilen, dengeli, sade ama güçlü bir model yaratılmasını sağladı. Bu yaklaşım, türlerin çevresel koşullarla ilişkilerini gereksiz karmaşıklık eklemeden açık ve güvenilir biçimde ortaya koydu.